İsrail genel seçimi kilitlenmeyle sonuçlandı. Oyların yüzde 90’ından fazlasının sayıldığı aşamada Başbakan Binyamin Netanyahu’nun bloğu 120 koltuklu Knesset’te 53 ya da 54 koltukta kalıyor; bu, çoğunluğun yedi ya da sekiz koltuk altında. Blok Likud, faşist Otzma Yehudit (Musevi Gücü) ve Dinî Siyonizm partileri ile aşırı Ortodoks Şas ve Birleşik Tora Yahudiliği’nden (UTJ) oluşuyor.
Eski genelkurmay başkanı Gadi Eisenkot’un önderliğindeki muhalefetteki “değişim” bloğu 47 ya da 48 koltuğa sahip. Arap çoğunluklu iki liste, Ortak Liste ve Ra’am ise toplam 19 koltuk kazandı.
Başta askerler, polisler ve diplomatlar olmak üzere kullanılan 480.000’e kadar “çift zarflı” oy pusulası henüz sayılmadı; sayımın perşembe günü tamamlanması bekleniyor. Resmî sonuçlar 4 Kasım’da açıklanacak. Cumhurbaşkanı Isaac Herzog daha sonra parti liderleriyle görüşecek ve içlerinden birine bir koalisyonu bir araya getirmesi için 42 güne kadar süre verecek. Herzog partilere kendisine “açık bir zihinle” gelmeleri ve “yeni bir seçimden kaçınmak için” mümkün olan her şeyi yapmaları çağrısında bulundu.
Uluslararası medya haftalardır seçimi tarihî bir dönüm noktası, İsrail tarihinin en sağcı hükümetini nihayet iktidardan uzaklaştıracak bir Netanyahu dönemi referandumu olarak sunuyordu. Bunun Filistinlilere yönelik kaygıyla hiçbir ilgisi yoktu.
Eisenkot’a bağlanan umut şuydu: Etnik temizlik, Gazze’nin yıkımı, Lübnan’a ve İran’a karşı savaş gibi Netanyahu’nun programının bütün temel unsurlarını paylaşan eski bir general hükümetin başına geçecekti. Washington’un Avrupalı müttefikleri ise soykırıma suç ortaklıkları nedeniyle kendi ülkelerinde kitlesel muhalefetle karşı karşıya. Yeni bir hükümet, onların siyasi açıdan zehirli bir figür olan Netanyahu ile aralarına biraz mesafe koymalarını sağlayacaktı. Böylece Siyonist rejimi silahlandırmaları, finanse etmeleri ve diplomatik olarak korumaları kolaylaşacaktı.
Liberal Siyonistler ise görünüşte daha az suç işleyen bir hükümetin, İsrail’i dünya çapında dışlanan bir ülke olmaktan kurtarmaya yardımcı olacağını umuyordu.
Bu beklenti boşa çıktı. En büyük blok Netanyahu’nun önderliğinde ve Likud en büyük parti olmayı sürdürüyor. Hükümeti kurma görevi verilmesinde ilk sıradaki en olası isim de Netanyahu. Önümüzdeki aylar boyunca Netanyahu başbakan olarak kalacak ve ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte hazırladığı, İran’a karşı yenilenmiş ve genişletilmiş bir savaş gündemini izlemekte serbest olacak.
Trump, 18 ve 25 Ekim’de yaptığı destek açıklamalarıyla seçim kampanyasına pervasızca müdahale etmişti. İsraillileri, “yanlış Lideri, yani Bibi dışındaki herhangi birini” seçmeleri hâlinde İran’a karşı işi Amerika’nın kendisinin yapmak zorunda kalacağı konusunda uyarmıştı. Trump sonucu, “Bu durumda beraberlik bir tür zafer sayılır” diyerek karşıladı.
Daha temelde, WSWS’nin seçimden önce açıkladığı gibi, hiçbir Siyonist parti savaşa ve otoriterliğe herhangi bir alternatif sunmuyordu. Seçim, egemen düzen içinde savaşların en iyi nasıl yönetileceği, ganimetin nasıl paylaşılacağı ve kalıcı militarizm etrafında örgütlenmiş bir toplumun ürettiği toplumsal krizin nasıl bastırılacağı üzerine bir hizip mücadelesiydi. Sonuç bunu doğruluyor.
Netanyahu’nun kayıpları, sözde daha liberal muhalefete doğru bir kaymanın ürünü değildi. 2022’de bugün Eisenkot’un bloğunu oluşturan Siyonist partiler —Yeş Atid, Ulusal Birlik, İsrail Evimiz (Yisrael Beiteinu) ve İşçi Partisi— toplam 46 koltuk kazanmıştı. Bugün Eisenkot’un Yaşar’ı (21), Naftali Bennett ile Yair Lapid’in Birlikte’si (11), Avigdor Liberman’ın İsrail Evimiz’i (7 ya da 8) ve Yair Golan’ın Demokratlar’ı (8) toplam 47 ya da 48 koltuk toplayabiliyor.
Üç yıllık soykırımın, GSYİH’ye oranı 2022’den bu yana neredeyse iki katına çıkan askerî harcamalarla damarları kesilen bir ekonominin ve Netanyahu hakkında bir hüküm olarak kurgulanan bir kampanyanın ardından Siyonist muhalefet yalnızca bir ya da iki koltuk artırabildi.
Netanyahu’nun kaybettiği koltukların dördü, büyük ölçüde seçime katılmamayı seçen aşırı Ortodoks partilerden geldi. Şas 11 koltuktan yedi civarına düşerken UTJ yedi koltuğunu korudu. Hükümetin yeşiva öğrencilerini askerlikten muaf tutan bir yasa çıkaramamasına —UTJ’nin koalisyondan ayrılmasına ve Şas’ın bakanlarını çekmesine yol açan mesele— öfkelerini ortaya koyan Haredi topluluklarının kalelerinde katılım keskin biçimde düştü.
Dahası Likud’un oy oranı yalnızca iki puan civarında geriledi ve aldığı oy sayısı kabaca 2022’dekiyle aynı. Seçim, rota değiştirmeye hiç niyeti olmayan sağcı bir çekirdek seçmen kitlesinin varlığını gösterdi. Bunun en kaygı verici ifadesi, ilk kez oy kullanma hakkı kazanan 18–22 yaş arasındaki yarım milyondan fazla İsraillide görülüyor. Kanal 12’nin yaptığı bir ankete göre bunların yüzde 74’ü görüşlerini sağ ya da merkez sağ olarak tanımlıyor.
Daha ilerici bir Siyonizm kavramı bu sonuçlarla kesin olarak çürütülmüştür. Anketlere göre Yahudi İsraillilerin yalnızca yüzde 4’ü Gazze’ye yönelik saldırının fazla ileri gittiğini düşünüyor ve hâlâ bir Filistin devletinin nihai olarak kurulmasını destekliyordu. İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün 2026 tarihli bir araştırmasına göre Yahudi İsraillilerin dörtte üçünden fazlası İran’a karşı savaşın sürdürülmesini destekliyordu.
Barışı ve çatışmanın sona ermesini içtenlikle arzulayanlar, başka bir savaş suçluları grubuna oy vererek bunu asla başaramayacaklardır.
Muhalefet partilerinin seçmene verdiği mesaj, Netanyahu’nun savaş yürütmesi değil, savaşı kötü yürütmesidir. Eisenkot, ilk kez 2006’da Beyrut’un güney banliyölerine karşı uygulanan ve sivil alanlarda “büyük hasar ve yıkım” yaratmak için “orantısız güç” kullanılmasını öngören Dahiye doktrininin mimarıdır. Gazze’deki soykırımı yürütmek için sekiz ay boyunca Netanyahu’nun savaş kabinesinde yer aldı ve ancak Netanyahu’yu işi bitirmemekle suçlamak için ayrıldı.
Eisenkot, Hamas’ın askerî kanadını yok etme ve 18 ay içinde yönetimine son verme sözü verdi; “iki halk için iki devletin bir hata” olduğunu ilan etti ve İsrail’in “Nehirden Denize kadar” üstün güvenlik denetimini elinde tutması gerektiğinde ısrar etti. Gerekirse zor yoluyla, İran’ın askerî nükleer kapasite edinmesinin engellenmesini destekliyor.
Seçimde en belirleyici değişiklik, nüfusun yaklaşık beşte birini oluşturan İsrail’in Filistinli yurttaşlarının seferber olmasıydı. 2022’de yüzde 55 civarında olan Arap seçmen katılımı bu yıl yüzde 80’i aştı. İki Arap partisi 2022’de kazandıkları 10 koltuğu neredeyse ikiye katlamakla kalmadı, genel katılımı artırarak İsrail’in nispi temsil sisteminde büyük Siyonist listelerin koltuk sayılarını da küçülttü.
Arap oylarının Eisenkot’un başında olacağı bir hükümete yol açabileceği ileri sürülüyor. Ancak kampanyası boyunca Eisenkot, herhangi bir ortaklık için dört koşul öne sürdü. İsrail’i Yahudi ve demokratik bir devlet, Hamas’ı ise bir terör örgütü olarak tanıma bu koşullar arasında ve bunları karşılayan hiçbir Arap partisi görmediğini açıkça belirtti.
Eisenkot Arap partileriyle güç birliği yapma konusu sorulduğunda “Bu benim ilkelerime aykırı” dedi. Bu sözünden dönmesi hâlinde kendi parti üyelerinin “tavır almasını” beklediğini söyledi. Eisenkot’un çağrısı, Siyonizmin içinde bir yeniden saflaşmaya yönelik. O, “Daha fazla Siyonist partiyi dâhil etmek için çaba göstereceğim,” diye açıkladı ve ekledi “çünkü İsrail’in geniş bir koalisyona ihtiyacı var.” Liberman’ın ve Bennett’in partileri de aynı şeyi söylüyor.
İki Arap partisinin rolü siyasi açıdan çarpıcıdır. İslamcı Ra’am’ın lideri Mansur Abbas, Gazze’yi bombalayan ve Batı Şeria’daki cinayetlerin artışına başkanlık eden 2021–22 Bennett-Lapid hükümetinde yer almıştı. Abbas seçim gecesi, Eisenkot’un bloğuna oy veren seçmenlerin çoğunun Ra’am’ı da içeren bir hükümet istediğini ilan etti; bloğun önde gelen isimleri de seçimden önce kendisiyle bir anlaşmayı görüşmüştü.
Ortak Liste’nin lideri Yusuf Cebarin, Stalinist İsrail Komünist Partisi’nden doğan Hadaş ile laik milliyetçi Ta’al ve Balad partilerinden oluşan bir ittifaka başkanlık ediyor. Hadaş, Cebarin’in “Netanyahu hükümetini devirmenin yolunu açmaya hazır ve istekli” olduğunu söyledi ve “değişimin Yahudi-Arap ortaklığından geçtiğini” ilan etti.
Her iki partinin de Filistin devletine karşı çıkan, sivil altyapının yıkımını savunan ve İran’la savaşa bağlı bir savaş suçlusunun başında olacağı bir hükümetin kurulmasına sıcak baktığını ilan etmesi, Filistinli kitlelerin temel çıkarlarına düşmanlıklarını gözler önüne seriyor.
Daha uzun vadede, İsrail’in Filistinli yurttaşlarının Siyonist devletin hükümetinin bileşimini belirleyebilmesi, İsrail egemen sınıfının bütün hizipleri tarafından varoluşsal bir tehdit olarak görülecektir. Bu durum, onları Filistinlilere yönelik saldırıyı tırmandırmaya ve bu saldırıyı İsrail’in içine doğru daha da derinleştirmeye itecektir.
Bu arada Netanyahu, İran rejiminin “düşmesi gerektiği ve onu kendisinin devireceği” yönündeki yeminini yerine getirmek için elini kolunu sallayarak hareket edebilir. Trump’a “Donald, bitirmemiz gereken bir iş var” demişti. Netanyahu’ya göre operasyon planları “hazır ve Trump’ın onayını bekliyor”; ABD de 3 Kasım’daki ara seçimlerin ardından beklenen bir saldırı için bölgede kuvvet yığıyor.
Bu seçimin gerçek tarihsel önemi, İsrail’i giderek derinleşen krizinden kurtarabileceği umudunda yatmamaktadır. Onun önemi, Siyonist projenin gerici özünü doğrulamasında yatmaktadır; bu proje, Filistinlilerin sürülmesi ve mülksüzleştirilmesi üzerine kurulmuş, ABD emperyalizmi için bir garnizon devleti olarak örgütlenmiş, sürekli savaşla ayakta tutulan ve kendi vatandaşlarının beşte birine uygulanan apartheid tarzı baskıya dayanan bir devlettir.
Tek çıkış yolu, Yahudi ve Filistinli işçilerin bütün Ortadoğu’daki ve uluslararası düzeydeki sınıf kardeşleriyle sosyalist enternasyonalist bir program temelinde, Siyonizme ve emperyalizme karşı ve Ortadoğu Birleşik Sosyalist Devletleri için verilecek bir mücadelede birleşmesidir.
