İspanya’nın Toledo iline bağlı Urda yakınlarında dün sabah saat 8.53 sularında meydana gelen yüksek hızlı tren kazasında en az 68 kişi öldü. 15’i hâlâ kritik durumda olmak üzere 107 kişinin hastaneye kaldırıldığı kazada ölü sayısı daha da artabilir.
Kaza, Madrid’den Sevilla’ya giden ve güney yönünde ilerleyen iki tren arasında meydana geldi. Bildirildiğine göre kazadan önce bir bilgisayar arızası, Madrid’i Sevilla’ya ve İspanya’nın Endülüs bölgesindeki diğer kentlere bağlayan demiryolu hatlarında kullanılan eskimiş LZB hat izleme sistemini devre dışı bıraktı. Bunun sonucunda İspanyol devlet işletmecisi Renfe’nin işlettiği bir tren, yüksek hızla, İtalyan şirketi Iryo’nun işlettiği ve hat üzerinde duran başka bir trene çarptı.
Kazanın kesin nedenleri hâlâ tartışmalı. Devlet yetkilileri, demiryolu şirketleri, mühendisler ve sendikalar, kazadan önce yaşananlara ve demiryolu güvenliğinin nasıl bu denli felaket boyutunda çökebildiğine ilişkin birbiriyle çelişen açıklamalar yapıyor. Renfe, soruşturmalar sürerken Madrid-Endülüs demiryolu ağındaki seferleri askıya aldı.
Ne var ki kaza, Sosyalist Parti (PSOE)-Sumar hükümeti de dâhil olmak üzere tüm siyaset kurumunun altyapıya ve güvenliğe yeterli kaynak ayırmamasıyla açıkça bağlantılıdır. Bu, İspanya demiryolu ağının Madrid’i Endülüs’e bağlayan bu kesiminde bu yıl yaşanan ikinci ölümcül tren kazası; ocak ayında Adamuz’da meydana gelen kazada 42 kişi hayatını kaybetmişti. Makinistler sendikası SEMAF 16 Ekim’de, devletin ve demiryolu şirketlerinin Adamuz kazasının ardından güvenlik koşullarını iyileştirmemesini protesto etmek için Renfe işçilerini 29 Ekim’de greve çağırmıştı.
PSOE’li Bakan Óscar Puente, dün öğleden sonra Urda kazasına ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Puente, “Urda’daki kontrol sistemi arızalandı ve bu 63 kilometrelik kesimdeki tüm trenleri otomatik olarak durduran LZB güvenlik sistemi artık çalışmıyordu,” dedi. Puente’ye göre bunun ardından devlete ait demiryolu altyapı işletmecisi Adif’in operatörleri ağın kontrolünü elle üstlendi ve Renfe treninin kırmızı ışıkta geçerek yoluna devam etmesine izin verdi. Puente bu kararı “açıklanamaz” olarak nitelendirdi.
İstifa çağrılarını reddeden Puente, şunları söyledi: “Şu anda istifa etmeyi düşünmüyorum, bunu düşünebilecek duygusal durumda değilim.”
Buna karşılık kamu görevlileri sendikası CSIF, Puente’nin istifasını talep eden ve kazanın sorumluluğunu Adif çalışanlarına yükleme kararını eleştiren bir açıklama yaptı. Sendika X’te şu paylaşımı yaptı: “Hükümetin soruşturmaya ve Adif trafik şefinin masumiyet karinesine saygı göstermesini talep ediyoruz.” CSIF, Puente’yi Adif çalışanlarını “günah keçisi” olarak kullanmakla suçladı ve eylül ayında “Adif’in mesai günlerindeki aşırı çalışma saatleri” konusunda uyarıda bulunduğunu vurguladı.
İtalyan tren işletmecisi Iryo da Puente’yi eleştirdi ve Iryo’nun kadın makinistinin, treninin arkasından Renfe treni çarpmadan önce Adif’ten hareket talimatı aldığı yönündeki iddiasını yalanladı.
İspanya İnşaat Mühendisleri Derneği Başkanı José Trigueros, Europa Press’e şunları söyledi: “Altyapımızı, tweet atmakla değil bakanlığıyla ilgilenmesi gereken beceriksiz insanların yönetmesi olacak şey değil. Altyapımızın durumu utanç verici. Bakanı sorumlu tutuyorum.”
Endüstriyel güvenlik mühendisi Ricardo Díaz Martínez de Puente’nin kazanın nedeninin insan hatası olduğu yönündeki iddiasını reddetti. COPE’ye konuşan Díaz Martínez, “21. yüzyıldayız, yapay zekâ çağının tam ortasındayız; dolayısıyla bu bahaneler gerçekten acınası. … Uçakların konumunu belirleyebiliyorsak, yalnızca bir hat üzerinde ileri geri gidebilen trenlerin yerini kusursuz biçimde tespit edemeyeceğimizi mi söylüyorsunuz?” dedi ve ekledi: “İnsan hatası tek başına böyle bir trajediye yol açamaz, çünkü otomatik güvenlik sistemleri var … İnsan hatasının böyle bir trajediye yol açabileceğini söylerseniz, hayatım boyunca bir daha asla trene binmem.”
Tren güvenliğine kaynak ayrılmaması, son on yılda sözde “ilerici” PSOE-Podemos ve ardından PSOE-Sumar hükümetlerinin izlediği gerici politikalarla bağlantılıdır. Bu hükümetler demiryollarını kısmen özelleştirdi, AB kurtarma fonlarından onlarca milyar avroyu büyük şirketlere dağıttı ve kamuya açıklanan askeri harcamaları iki katına çıkararak 34 milyar avroya yükseltti. İspanya’nın en zengin insanı Amancio Ortega’nın serveti 70 milyar avrodan 110 milyar avroya fırlarken toplumsal eşitsizlik hızla büyüdü ve temel altyapı kaynaksız bırakıldı.
Demiryolu felaketine verilen tepki, İspanya’da ve Avrupa genelinde büyüyen kitlesel protestolarla ve PSOE-Sumar hükümetinin derinleşen kriziyle bağlantılıdır. Yüksek konut maliyetlerine ve Madrid’de Maricarmen’in tahliyesine ve ölümüne karşı düzenlenen kitlesel protestolar, İspanya genelinde milyonlarca insanı harekete geçirdi. PSOE-Sumar hükümeti buna 29 Kasım’da yeni seçimler ilan ederek yanıt verdi; amacı, seçmenleri sağcı Halk Partisi’ne (PP) ve neo-faşist Vox partisine karşı PSOE ve Sumar’ı desteklemeye zorlamaktır.
Dün akşam saat 20.30’dan sonra Ulaştırma Bakanlığı önünde toplanan kalabalık bir protestocu grubu, “Puente katil” ve “Sorumlular hesap versin” sloganları attı. Çevik kuvvet polisi protestoculara saldırarak göz yaşartıcı gaz attı. Ulaştırma Bakanlığı önündeki protestoya katılan bir genç Europa Press’e şunları anlattı: “O sırada hiçbir şey yapmıyorduk ama bizi şiddetle ittiler ve gitmemiz gerektiğini söylemeye başladılar. Pek çok kişinin yerinden kıpırdamadığını görünce üzerimize göz yaşartıcı gaz sıktılar. Orada yaşlı insanlar da vardı.”
Aşırı sağcı Vox partisi, Cibeles Meydanı’nda PSOE-Sumar hükümetine karşı ayrı bir protesto düzenledi; bu protestoya katılım düşük kaldı.
Dünkü kazadan önce SEMAF sendikası, Adamuz kazasının ardından Renfe’nin, Adif’in ve hükümetin gerekli güvenlik önlemlerini almamasını protesto etmek amacıyla, Renfe makinistlerine bugün grev çağrısı yapmıştı.
SEMAF, ilgili açıklamasında grevi “Ulaştırma Bakanlığı, Adif, AESF ve Renfe ile yapılan son toplantıda, demiryolu güvenliği, olağanüstü hava durumu protokolleri, yeni makinist alımı ve demiryolu araçlarının güvenilirliğine ilişkin imzalanan anlaşmaların idari olarak tıkandığını” gördüğü için ilan ettiğini belirtmiş ve eklemişti: “5 Ekim’de Uyuşmazlık Komisyonu’na danıştıktan ve bugünkü toplantının ardından vardığımız sonuç açık: Her şey mayıs ayında olduğu gibi hâlâ felç durumda.” SEMAF, hükümetin ve demiryolu şirketlerinin “bürokratik ağırlığını” eleştirmişti.
İspanyol burjuva basınının önde gelen yayın organlarının açıklamaları, tren kazalarının iflas etmiş mevcut düzene karşı patlayıcı bir halk öfkesini kışkırtacağı korkusunu gizleyemiyor. Sosyal demokrat El País, “Savunulamaz felaketler” başlıklı bir başyazı yayımladı ve şunu ilan etti: “Bir yıldan az bir süre içinde iki yüksek hızlı tren arasında yaşanan ikinci ölümcül çarpışma, yurttaşların devlete olan güvenine indirilmiş bir darbedir.”
Sağcı El Mundo ise demiryolu özelleştirmesinin trafiği artırdığını ve yetersiz kaynak ayrılmasının yıkıcı sonuçlarını kabul etti: “Yıllardır daha fazla olay ve gecikme yaşanıyor; uzmanlar uyarıyor, giderek artan basınca maruz kalan bir ağın bakım ihtiyacına ilişkin şikâyetler dile getiriliyor. Demiryolu özelleştirmesi demiryolu trafiğini katladı ancak altyapının bakım ve onarım kapasitesi aynı hızda artmadı.”
Bu demiryolu felaketleri, bir kapitalist oligarşinin muazzam serveti tekelinde tuttuğu ve toplumsal kaynakları orduya ve savaşa akıttığı koşullarda toplumun işleyemeyeceğine dair uyarılardır. Bu kazaların sağcı PP ya da Vox hükümetlerinin değil, PSOE-Podemos ya da PSOE-Sumar hükümetlerinin ürünü olması, mevcut düzenin iflasının altını daha da kalın çizgilerle çiziyor. İspanya’da kapitalizm altında, sözde “ilerici” hükümetin sağcı politikalarına karşı ilerici bir alternatif yoktur.
İspanya’daki konut protestocuları arasında genel grev çağrıları yayılırken, işçi sınıfı PSOE-Sumar hükümetine ve tüm egemen sınıfa karşı mümkün olan en geniş biçimde seferber edilmelidir. Toplumun temel işleyişi, işçi sınıfının, toplumu yağmalayan kapitalist oligarkları mülksüzleştirmek ve işçilerin yarattığı serveti özel kâr için değil toplumsal ihtiyaçları karşılamak için kullanmak üzere daha kapsamlı, yani sosyalist bir mücadele yürütmesini gerektirmektedir.
