Bu makale ilk kez İngilizce olarak 10 Eylül 2026’da yayımlandı.
Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada arasındaki ticaret savaşı bu hafta keskin biçimde tırmandı. ABD Başkanı Donald Trump, Kanada’nın 20 milyar dolarlık ABD malına yönelik “misilleme” niteliğindeki gümrük vergilerinin yürürlüğe girmesinden yalnızca saatler sonra, salı günü çeşitli Kanada ürünlerine ithalat yasağı getirdiğini açıkladı.
Geçen ay Kanada Başbakanı Mark Carney, ticaret görüşmelerinin çökmesi ve Trump’ın Kanada’nın geniş bir ihracat ürünleri yelpazesine yüzde 50’lik yeni bir gümrük vergisi getirmesinin ardından ülkenin “savaşta” olduğunu ilan etmişti.
Ottawa, Trump ve yardakçılarını, Kanada’dan bağımsız bir devletin temel özelliklerinden fiilen vazgeçmesini talep etmekle suçladı. Yeni ticaret anlaşması için belirlenen 22 Ağustos gece yarısı süresinin dolmasına saatler kala dayatılan talepler şunlardı: Kanada’nın gelecekte üçüncü bir ülkeyle yapacağı her ticaret anlaşması üzerinde Washington’a veto yetkisi tanıması, Kanada enerjisine ve diğer kritik kaynaklarına ayrıcalıklı erişim sağlaması ve kilit emtialardaki gümrük vergisi oranlarını dilediği gibi değiştirmeye dönük münhasır bir “hak” tanıması.
Carney’nin bu hafta yürürlüğe giren “misilleme” gümrük vergilerini duyurmasının ardından Trump bir adım daha ileri gitti. Geçen ayın sonlarında, otomotiv ithalatındaki mevcut yüzde 25’lik gümrük vergisini 1 Ocak’tan itibaren iki katına çıkarıp yüzde 50’ye yükselteceğini duyurdu.
Trump’ın bu hafta açıkladığı ve 29 Eylül’de yürürlüğe girecek yeni ithalat yasakları ile gümrük vergileri, Kanada ithalatının 1 milyar dolarlık görece az bir kısmını etkiliyor. Ancak bunlar, ABD’deki müstakbel diktatörün Kanada ekonomisini çökertmek için “ekonomik güç” kullanma tehdidini yerine getirmek amacıyla başvurulan bir dizi ticari önlem, tehdit ve kışkırtmanın ardından geliyor.
Trump, sosyal medya paylaşımında Kanada Başbakanı’ndan alaycı bir dille “Vali Carney” diye bahsetti. Ayrıca Kanadalı petrol üreticilerini açıkça Venezuela’nın kaderine uğratmakla tehdit etti. Venezuela petrolleri, geçen ocak ayında yapılan ABD saldırısı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasının ardından tıpkı bir ABD sömürgesiymiş gibi Washington’ın denetimine sokulmuş durumda.
Daha birkaç yıl öncesine kadar dünyanın tartışmasız biçimde birbirine en yakın iki emperyalist gücü olan bu iki ülkenin ilişkilerdeki kırılma, ticaretteki keskin görüş ayrılıklarının çok ötesine geçiyor. Trump açısından mesele, Kanada’yı bir vasal konumuna düşürerek ya da 51. eyalet olarak ilhak ederek, Grönland’ı denetim altına alarak, Meksika’ya zorbalık ederek ve Küba’ya “rejim değişikliği” dayatarak tüm yarımkürede engelsiz bir Amerikan emperyalist egemenliği kurmaktır. Bu gündem, geçen yılki Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ayrıntılı biçimde işlenmiş ve Beyaz Saray tarafından “Donroe doktrini” olarak adlandırılmıştır.
Carney, salı günü internette yayınlanan bir video konuşmasında bu gerçeği kabul ederek Washington’ın “bizi ezip bize sahip olmak” ve Kanada’yı “bağımlı hale getirmek” konusunda kararlı olduğunu söyledi. Kanada’nın 1867’deki Konfederasyon’dan bu yana direndiğini söylediği 160 yıllık “Amerikan yayılmacılığına” veryansın eden Carney, ABD’nin Kanada’yı “ilhak” etmeye çalışmasının ilk kez olmadığını belirtti.
Trump’ın yayılmacı emelleri su götürmez. Kullandığı yöntemler, 1930’larda İkinci Dünya Savaşı’na hazırlanırken “yakın çevresi” üzerindeki denetimini pekiştiren Hitler’in Nazi rejiminin yöntemlerini andırmaktadır: önce Avusturya, “Anschluss” (katılma) yoluyla Alman Reich’ına bağlanmış; ardından Çekoslovakya parçalanarak ele geçirilmişti.
Devletler arası ilişkilerde bu tür bir kanun tanımazlığın yeniden canlanması, savaş sonrası düzenin bütünüyle çökmesinden kaynaklanmaktadır. Bu çöküş, en açık ifadesini Amerikan emperyalizminin hızlı ekonomik gerilemesinde buluyor; Trump da bu gerilemeyi, ticaret savaşı ve askeri fetihten oluşan faşist “Önce Amerika” programıyla umutsuzca telafi etmeye çalışıyor. Donroe doktrininin, denizaşırı bütün rakipleri Amerika kıtalarından dışlama ve Batı Yarımküre’de dizginsiz bir Amerikan emperyalist denetimi kurma “hakkı” konusundaki ısrarı, başta Çin’le olmak üzere büyük güçler arasında çatışmaya giden yolda kritik bir basamaktır.
Amerikan emperyalizmi, hızla ivme kazanan ve insanlığın varlığını tehdit eden üçüncü dünya savaşında en saldırgan rolü oynuyor. ABD’nin kesintisiz 35 yıldır süren saldırı savaşları, Ukrayna’da Rusya’ya karşı savaştan, Trump’ın Ortadoğu’yu yeniden düzenleme amacıyla İran’a karşı imha savaşına ve Asya-Pasifik’te Çin ile ileri düzeydeki savaş hazırlıklarına kadar birbirine kenetlenmiş cephelerden oluşan bir dünya savaşına dönüşerek metastaz yapmıştır.
Ancak Amerikan emperyalizminin saldırganlığına, onun emperyalist rakiplerinden herhangi biriyle ya da bir rakipler koalisyonuyla saf tutarak karşı konulamaz. ABD ile Kanada arasındaki ticaret savaşı, dünya kaynaklarının, pazarlarının, üretim ağlarının ve ticaret yollarının denetimi için verilen mücadelede kendi çıkarlarını çaresizce güvence altına almaya çalışan iki emperyalist güç arasındaki gerici bir çatışmadır.
Kanada emperyalizmi de bu mücadelenin bizzat baş aktörlerinden biridir ve hızla yeniden silahlanmaktadır. Ottawa’nın Trump’a karşı çıkmasının tek nedeni —Carney’nin yeni bir Kanada-ABD “ortaklığı” için defalarca yinelediği yakarışların açıkça gösterdiği gibi— Washington’ın ona ülkenin işçilerinin ve zengin kaynaklarının sömürülmesinden elde edilecek kârın aslan payı üzerindeki “egemenlik” hakkını tanımaması ve ABD pazarına ayrıcalıklı erişim vermemesidir.
Carney’nin Liberal hükümeti, bizzat Trump’ın alkışlayacağı politikaları benimsemiştir: yeni savaş uçağı filoları, savaş gemileri ve saldırı denizaltıları satın almak, grev hakkını fiilen ortadan kaldırmak, sığınmacıları faşist ICE ajanlarına teslim etmek ve kamu harcamalarında kemer sıkmayı dayatmak.
Carney ve bazı üst düzey bakanlar, ülkenin limanlarına ve havalimanlarına, enerji ve kritik maden sanayilerine ve hızla büyüyen askeri üretim sektörüne yabancı sermaye çekmek amacıyla 14-15 Eylül tarihlerinde Toronto’da üst düzey bir “yatırım konferansı” düzenliyor. Carney’nin davetiyle Kanada’nın finans başkentine üşüşen akbabalar arasında BlackRock, Blackstone, Barclays PLC ve 100’den fazla yatırım firması ile varlık fonunun yöneticileri yer alıyor. Carney, büyük vergi indirimlerinden özelleştirme ve kuralsızlaştırmaya kadar işçi sömürüsünü yoğunlaştırmayı hedefleyen bir dizi önlemle Kanada’yı “dünyanın en iyi yatırım yeri” hâline getirme vaadiyle onları baştan çıkarmaya çalışacak.
Yatırım konferansının hemen ardından Carney, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “Birliğin Durumu” konuşmasını izlemek üzere Avrupa’ya gidecek. Bloomberg’in bildirdiğine göre Carney, “ticaretten güvenliğe kadar uzanan, her şeyi kapsayan yeni bir ilişki”yi görüşecek. Carney, salı günkü konuşmasında, AB’nin 800 milyar avroluk SAFE (Avrupa için Güvenlik Eylemi) yeniden silahlanma programı kapsamında sözleşme almayı başaran ilk AB dışı firma olan Montreal merkezli Marconi Technologies’in başarısıyla övündü.
Son 18 ayda Kanada emperyalizmi, Avrupalı güçlerle yakınlaşmıştır. Bu yakınlaşma Ottawa’nın, NATO kışkırtmasıyla Ukrayna’da Rusya’ya karşı sürdürülen savaşın tırmandırılmasına verdiği koşulsuz destek ve Avrupalı güçlerin her birinin kendi emperyalist çıkarlarını güvence altına almak üzere Washington’dan bağımsız ve ona karşı hareket edebilecek askeri kapasiteler geliştirmeye dönük ortak çıkarları temelinde oldu.
Bu, transatlantik ilişkilerde İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana eşi görülmedik şekilde meydana gelen çöküş koşullarında yaşandı ve uluslararası ilişkilerin yüzeyinin altında uzun süredir için için yanan emperyalistler arası karşıtlıkları açığa çıkardı. Trump, Avrupa ve Kanada’nın arkasından dolanıp Rusya’nın hammaddelerine ve ucuz iş gücüne erişim sağlamak için Rusya Devlet Başkanı Putin ile anlaşma yapmaya çalışırken; Carney ve Avrupalı müttefikleri, savaşı genişletmek ve Rusya’yı yarı sömürge konumuna düşürecek bir yenilgiye uğratmak için birbiri ardına gelen pervasız provokasyonların ön saflarında yer aldılar. Ottawa’nın Kiev rejimine sağladığı milyarlarca dolarlık askeri ve mali yardımın ötesinde Kanada emperyalizmi, kendi çıkarları doğrultusunda aşırı sağcı Ukrayna milliyetçiliğini besleyip kullanma konusundaki köklü geçmişi nedeniyle ideolojik cephede de özel bir katkı sunmuştur.
Emperyalist güçlerin dünya savaşını çılgınca tırmandırmasının ve ticaret savaşına yönelmesinin bedelini, bütün ülkelerdeki işçi sınıfı ödüyor. ABD’de Trump’ın İran’a karşı savaşı, Kanada ile ticaret savaşı ve faşist bir diktatörlük kurma çabası milyonlarca kişinin işini tehdit ediyor; işçiler için zaten yüksek olan hayat pahalılığındaki keskin artışları körüklüyor ve işçilerin demokratik ve sosyal haklarını kuşatma altına alıyor. Kanada’da ise Carney’nin “misilleme” niteliğindeki gümrük vergileri halihazırda tırmanan enflasyonu daha da artıracak, imalat sanayisinde ve sınır ötesi ticarete bağlı diğer sektörlerde işleri riske atacak; yeni yabancı yatırımcılara ve kendi kendine yeten bir askeri tedarik zincirine dönük hamlesi ise işçilerin sömürüsünün daha da yoğunlaştırılmasını gerektirecek.
Bu koşullar, işçi sınıfı muhalefetinde şimdiden büyük bir yükselişe yol açmıştır; bu muhalefet, ticaret savaşını ve emperyalist savaşı reddederek ulusal sınırlar ötesinde birleştirilmelidir. Ontario’nun Hamilton kentinde 1.200’den fazla National Steel Car işçisinin grevi ve ABD’deki otomotiv işçilerinin Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikasının önerdiği çok sayıda toplu sözleşmeyi reddetmesi, Amerikalı ve Kanadalı işçileri her iki hükümete ve onların savaş ve kemer sıkma gündemine karşı birleştirecek bir zeminin var olduğunu göstermektedir.
Bunun önündeki başlıca engel, milliyetçi sendika bürokrasileridir. UAW, Trump’ın ticaret savaşı niteliğindeki gümrük vergilerini ABD’li işçiler için bir nimet olarak överken; Kanada’daki sendikalar işçi sınıfına, Carney’yle, ülkenin 89 milyarderiyle, şirketlerle ve sosyal demokrat NDP’den aşırı sağcı Muhafazakârlara kadar bütün siyasi partilerle “Kanada Takımı” olarak el ele vermesini söylüyor.
Acil görev, Amerikalı ve Kanadalı işçiler arasında 19. yüzyıldaki sekiz saatlik iş günü hareketine ve 1930’larda sanayi sendikalarının inşasına kadar uzanan köklü ortak mücadele geleneklerini canlandırmak ve bunlara yeni ve daha yüksek bir sosyalist içerik kazandırmaktır. Emperyalistler arasında yoğunlaşan karşıtlıklara ve dünya savaşına tek alternatif, toplumun sosyalist dönüşümü uğruna mücadeledir. David North’un Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (ABD) 9. Kongresi’ne sunduğu açılış raporunda vurguladığı gibi:
Artık beş kıtaya yayılan dünya savaşı, bu çağın tarihsel mücadelesini en yüksek düzeye çıkarmaktadır. Bu, küresel emperyalist savaş ile dünya devrimi arasındaki, emperyalizmin yeryüzünü örgütleme ve boyunduruk altına alma dürtüsü ile uluslararası işçi sınıfının, emperyalizmin yeniden paylaşımını üreten toplumsal düzeni devirmeye yönelik giderek daha bilinçli çabası arasındaki mücadeledir.
