İsrail’in şiddet eylemleri işgal altındaki Batı Şeria’yı sarmış durumda

İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’ya yönelik saldırısını yoğunlaştırdı. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’ne (OCHA) göre, Gazze’deki savaşın başlangıcından bu yana Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te, en az 243’ü çocuk olmak üzere 1.111 Filistinli öldürüldü. 2026 yılının başından bu yana yaşamını yitirenlerin sayısı ize en az 65.

İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere ve mülklerine yönelik şiddeti rekor düzeylere tırmandı. OCHA, 2025 yılında Batı Şeria’daki yaklaşık 280 toplulukta can kaybına ya da maddi hasara yol açan 1.800’den fazla saldırı belgeledi. Bu, günde ortalama beş olay anlamına geliyor ve kayıtların tutulmaya başlandığı 2006’dan bu yana görülen en yüksek günlük oran. Saldırılar bu yılın ilk altı ayında yüzde 50’den fazla arttı.

27 Temmuz 2026 tarihinde Batı Şeria’nın Anza köyünde, İsrail yetkililerinden inşaat izni alınmadığı gerekçesiyle İsrail ordusuna ait buldozerler tarafından yıkılan bir Filistin binasının enkazını kontrol eden köy sakinleri. [AP Photo/Majdi Mohammed]

Cuma gecesi silahlı yerleşimciler tarafından kışkırtılan son çatışmada iki İsrailli ile dört Filistinli öldü. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Batı Şeria kenti Nablus yakınlarındaki Tell köyü civarında onlarca kişiyi tutukladı. Askerler; Cenin, Ramallah, Tulkarem ve Batı Şeria’nın güneyinde kitlesel baskınlar düzenledi, kontrol noktaları kurdu ve Batı Şeria genelinde geçiş kapılarını kapattı. IDF, Batı Şeria’daki güçlerini beş bölükle takviye ettiğini ve askerlerin hafta sonu izinlerini iptal ettiğini açıkladı.

Başbakan Binyamin Netanyahu, karşılık olarak “güçlü adımlar” atacağı sözünü vererek yerleşimcilere arka çıktı. Bu adımlar arasında, olaya karışan Filistinlilerden birinin ailesinin evini yıkmak ve bölgede daha fazla İsrail yerleşimi inşasının onay sürecini hızlandırmak da yer alıyor. Netanyahu böylece, yerleşimci şiddetinin “birkaç çürük elma”nın işi olmak şöyle dursun, etnik temizlik peşinde koşan devlet destekli bir politikadan başka bir şey olmadığını kabul etmiş oldu.

Geçtiğimiz hafta Maliye Bakanı Bezalel Smotriç, Batı Şeria’da onlarca yeni yasadışı yerleşimin inşası için 400 milyon dolarlık bir finansman planı açıkladı. Netanyahu’nun aşırı sağcı koalisyon hükümeti, Ekim ayında yapılması planlanan seçimlerden önce Batı Şeria’daki topraklar üzerindeki denetimini genişletmek ve Filistinlileri buradan sürmek için acele ediyor.

Bütün bunlar, İsrail’in yerleşim faaliyetlerinde eşi görülmemiş bir artışın ortasında yaşanıyor. İsrail Araştırmaları Filistin Forumu’na (MADAR) göre, İsrail yasalarına göre bile yasadışı olan yeni yerleşim karakollarının sayısı son yıllarda hızla yükseldi. Bu sayı, 2012 ile 2022 yılları arasında yılda yaklaşık sekiz iken 2023’te 32’ye, 2024’te 62’ye sıçradı ve 2025’te 86’ya ulaştı.

İsrail ordusunun koruması altındaki silahlı yerleşimciler, hafta sonu boyunca pogromlarını sürdürerek Batı Şeria’nın kuzeyindeki bir düzineden fazla köyü talan etti. Yüzlerce İsrailli taş yağdırdı; evleri, iki camiyi ve çok sayıda aracı ateşe verdi; bir düzineden fazla Filistinliyi yaraladı. Yerleşimciler, bir İsraillinin öldürülmesinin “intikamını” alacaklarını ilan eden duvar yazıları yazdı ve dört yasadışı yerleşim karakolu daha kurdu.

İsrail’in Batı Şeria’da yarattığı ekonomik ve toplumsal yıkım

Yerleşimci saldırıları Filistinlileri topraklarından sürerek tarımı çökertti. Yakın tarihli bir araştırmaya göre, yoksulluk oranı Ekim 2023 öncesindeki yüzde 12’den 2025’in sonunda yüzde 28’e yükseldi. İsrail’in, 7 Ekim saldırılarının ardından çalışma iznine sahip 120.000 Filistinlinin İsrail’e girişini yasaklamasıyla birlikte işsizlik oranı yüzde 30’u aştı. Hafta sonunda, IDF’nin Batı Şeria’dan sorumlu komutanı Tümgeneral Avi Bluth, çalışma izni bulunan 30.000 Filistinli işçinin İsrail yerleşimlerine girişini yasakladı.

World Vision’ın yeni bir raporuna göre, Batı Şeria’daki aileler endişe verici bir açlık ve yoksulluk kriziyle karşı karşıya. Ailelerin yüzde 74’ü artık asgari yaşam standardının altında yaşıyor; bu oran yalnızca bir yıl önce yüzde 21’di. Çocukların yüzde 70’i, artan gıda güvencesizliği nedeniyle sık sık öğün atlıyor. Çocukların yüzde 9’u ise büyük ölçüde aileleri okul masraflarını artık karşılayamadığı ya da onların çalışmasına ihtiyaç duyduğu için okulu bıraktı. Bir üyesinin bütün gün boyunca hiçbir şey yemeden kaldığını bildiren ailelerin sayısında 2022’den bu yana yüzde 950 gibi sarsıcı bir artış söz konusu.

Emperyalizmin kuklası Mahmud Abbas’ın başında bulunduğu Filistin Yönetimi (FY) çöküşün eşiğinde. İsrail, 2019’dan itibaren, Filistin Yönetimi adına topladığı vergi gelirlerini, bu paraların terörizmi desteklemek için kullanıldığını ileri sürerek adım adım alıkoymaya başladı; bu tutar bugün 4,8 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu, Maliye Bakanı Smotriç yönetiminde, Filistin Yönetimi’ni iflasa sürüklemeye dönük bilinçli bir girişimdir. Filistin Yönetimi, maaşları halihazırda yüzde 20 ila 50 oranında kesilmiş olan yaklaşık 170.000 kamu emekçisinin ücretlerini ve borç batağına itilmiş on binlerce emeklinin maaşlarını tam olarak ödeyemiyor. Eğitim ve sağlık sistemleri ancak kısmen işlerken, Batı Şeria genelindeki 1.000 kontrol noktası, bariyer ve geçiş kapısı gündelik yaşamı boğmuş durumda.

Filistin Yönetimi’nin 2026 bütçe açığının 4 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. 2025’in sonlarına gelindiğinde Filistin Yönetimi’nin toplam borcu; bankalara, emeklilik fonlarına, tedarikçilere ve müteahhitlere olmak üzere yaklaşık 15,4 milyar dolara ulaşmıştı. Bunun 2,7 milyar doları kamu emekçilerine olan borçlardan oluşuyor. İki İsrail bankasının (Hapoalim ve Discount) önümüzdeki birkaç hafta içinde Filistin bankalarına verdikleri bankacılık hizmetlerini durduracaklarını açıklamasının ardından durum daha da kritik hale geldi. Bu karar, Smotriç’in, İsrail bankalarının Filistin bankalarından dış dünyaya yapılan işlemleri yürütmesine olanak tanıyan tazminat muafiyetlerini imzalamamasının sonucuydu. Söz konusu adım, Smotriç’in Filistin Yönetimi’nin çöküşünü zorlama, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki denetimini genişletme ve bölgedeki Filistinlilerin “göçünü teşvik etme” çabalarının bir parçasıydı.

İsrail’in çok cepheli savaşları ve ABD–İsrail ekseni

Tüm bunlar, Washington’un mali, askeri ve siyasi desteğiyle gerçekleştirilmiştir; İsrail, Washington için, kaynak zengini Ortadoğu’daki ABD çıkarlarının yüksek ücretli bir koruyucusu olarak hizmet etmektedir.

Netanyahu, göreve gelmesinden yalnızca aylar sonra, Gazze’de, kitlesel açlık ve zorla dayatılan “gönüllü” göç yoluyla Filistin varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan soykırımcı bir savaş başlattı. ABD ve diğer emperyalist güçler tarafından silahlandırılıp finanse edilen bu savaşta, hava ve kara saldırılarında 73.000’den fazla insan öldürüldü ve en az 170.000 kişi yaralandı. Açlıktan, enfeksiyonlardan, hastalıklardan ve tıbbi tedavi eksikliğinden ölenlerin sayısı ise bilinmiyor.

ABD ve İsrail, devam eden müzakerelere rağmen Haziran 2025’te İran’a karşı 12 günlük bir saldırganlık savaşı başlattı ve bu yılın şubat ayında bunu yineledi.

İsrail, Hizbullah’ın İran’a karşı savaşa muhalefetini ifade eden sembolik roket atışlarını, Lübnan’da ve Suriye’de Hizbullah’a karşı önceden planlanmış topyekûn bir savaşın tetikleyicisi olarak kullandı. Hizbullah, Suriye’de on yılı aşkın bir süre boyunca, Beşar Esad rejimini devirmeye çalışan ve Körfez petrol devletleri, Türkiye ve CIA tarafından finanse edilen İslamcı güçlere karşı rejimi ayakta tutmak için Rusya ile İran’a yardımcı olmuştu.

İsrail, Ahmed eş-Şara ile İslamcı Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) Suriye’de iktidarı ele geçirmesinin ardından operasyonlarını genişletti; BM gözetimindeki tampon bölgeye ve ötesine asker soktu, Suriye–Ürdün sınırına kadar uzanan üsler kurdu ve Suriye genelinde 1.000’den fazla saldırı gerçekleştirdi.

İsrail, başkent Sanaa da dahil olmak üzere Yemen’in büyük bölümünü denetimi altında tutan İran’ın müttefiki Husileri defalarca vurdu. Bu saldırılar, Husilerin denetimindeki üç Kızıldeniz limanını (Hudeyde, Es-Salif ve Ras İsa) da hedef aldı. Birleşmiş Milletler’e göre, Yemen’e giren tüm ithalatın yüzde 70’i ve tüm insani yardımların yüzde 80’i bu limanlardan geçiyor.

Netanyahu, Salı günü Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelecek. Bu, Trump’ın ikinci dönemindeki yedinci görüşmeleri olacak. Diğer tüm dünya liderlerini fersah fersah geride bırakan bu sayı, Siyonist devletin ABD emperyalizmi açısından süregelen yararlılığının altını çiziyor. Görüşme, Washington’ın bu ayın başlarında bir Mutabakat Zaptı kapsamında varılan ateşkesi terk etmesinin ardından, ABD’nin İran’a yönelik saldırganlığının yeniden tırmandığı bir sırada gerçekleşiyor.

Netanyahu’nun, İsrail’in Washington’daki en sadık destekçilerinden Senatör Lindsey Graham’ın cenazesi için ABD’de bulunmasına denk gelen görüşme, iki tarafın İran’a ve müttefiklerine karşı daha geniş bölgesel savaş konusundaki eşgüdümünün süreceğinin işaretini veriyor. İsrail medyası, IDF’nin önemli bir tırmanışa hazırlandığını bildiriyor.

Bu sürekli savaş halinden çıkışın tek ilerici yolu, hem İsrailli hem de Filistinli işçi sınıfının, ortak düşmanlarına — Siyonist burjuvaziye ve onun emperyalist destekçilerine — karşı ulusal hatları aşarak birleşmesidir.

27 Temmuz 2026

Loading