Pazar günü, Amerika Birleşik Devletleri ve İran, Trump yönetiminin 28 Şubat’ta başlattığı savaşta bir ateşkes anlaşması ilan etti. Üç binden fazla İranlıyı öldürmesine ve küresel bir gıda ve enerji krizini tetiklemesine rağmen, ABD savaşa girme gerekçesi olan hedeflere ulaşamadı.
Pazar günü dijital olarak bir “mutabakat muhtırası” imzalandı ve cuma günü İsviçre’de resmi bir imza töreni planlanıyor. 60 günlük anlaşma, bildirildiğine göre Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, ABD deniz ablukasının kaldırılmasını ve Lübnan dahil askeri operasyonların derhal askıya alınmasını öngörüyor. İki tarafı da İran’ın nükleer programı, yaptırımlar ve bölgesel güvenlik konusunda daha sonra yapılacak müzakerelere bağlıyor.
Anlaşmanın gerçekten ayakta kalıp kalmayacağı belirsizliğini koruyor. Anlaşma metni yayımlanmadı. İran, dondurulmuş İran varlıklarından yaklaşık 25 milyar dolarlık kısmın serbest bırakıldığını iddia ederken, ABD bunu reddetti. Trump, “İran asla nükleer silaha sahip olmayacak” ifadesini yineledi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin “müzakereler başarısız olursa İran’a yeniden saldırabileceği” uyarısında bulundu. Anlaşmanın tarafı olmayan İsrail, ateşkesi reddetti ve aynı gün Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürdü.
Ne olursa olsun, sonuç Amerikan emperyalizmi için tam bir bozgunu temsil etmektedir. Bu, okul bahçesinde bir zorbanın kavga çıkarıp gözüne yumruğu yemesine benzer bir durumdur. İran hükümeti iktidarda kalıyor. Nükleer programı sapasağlam duruyor. En somut netice, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıdır ki bu, savaş öncesi statükoya geri dönüş anlamına geliyor.
Savaşın başlatıldığı kabadayılık ile sonucunun gerçekliği arasında sersemletici bir uçurum var. Trump, savaşın İran’ın “kayıtsız şartsız teslimiyetiyle” son bulacağını vaat etmişti. Savunma Bakanı Pete Hegseth, 2 Mart’ta Amerika Birleşik Devletleri’nin “hiçbir aptal angajman kuralı” olmaksızın “tarihteki en ölümcül… hava gücü harekâtını” yürüttüğünü ilan etti. Birkaç gün sonra gazetecilere “gün boyu gökten ölüm ve yıkım” sözü verdi.
Yılı İran hükümetini devirmeye çalışarak geçiren ve şubat ayında İranlılara “hükümetinizi devralın” çağrısı yapan Trump, pazar günü Wall Street Journal’a “Rejim değişikliği hiçbir zaman umurumda olmadı,” diye konuştu.
Medya, Amerikan emperyalizminin yenilgisine dair yorumlarla dolu. Wall Street Journal, bunu “savaş hedeflerine ulaşamayan stratejik bir geri çekilme” olarak nitelendirdi. Bu sonuç, 1991’de SSCB’nin dağıtılmasıyla başlayan, meydan okunmayan Amerikan egemenliği döneminin sona erdiğinin, tüm dünyanın önünde gözler önüne serilmesidir.
Amerikan egemen sınıfının tepkisinin siyasi niteliği, New York Times’ın Demokrat Parti adına, “Başkan Trump Bu Savaşı Kaybetti” başlığıyla yayımladığı başyazıda ifade ediliyor. New York Times’ın derdi, savaşın toplu katliam ve suikastlar yoluyla yürütülmüş olması değil, başarısız olmasıdır.
“Bay Trump bu savaşı başlatarak korkunç bir hata yaptı,” diye ilan ediyor başyazı. “Savaşı pervasızca ve yasalara açıkça meydan okuyarak yürüttü. Amerika Birleşik Devletleri —askeri, diplomatik ve ekonomik olarak— [savaştan] daha zayıf bir konumda çıkıyor ve önümüzdeki yıllarda stratejik bedeller ödeyecek.” New York Times, “Genel olarak bakıldığında, İran dört aylık savaştan stratejik galip olarak çıkıyor,” diye yakınıyor ve ekliyor: Amerikan ordusu “uzun menzilli hassas füzelerinin ve önleyicilerinin birçoğunu tüketmesine rağmen kendisinden çok daha küçük bir rakibi bastırmaktan aciz olduğunu göstermiştir. Bu sonuç, bu ülkenin diğer potansiyel düşmanları caydırma yeteneğine zarar vermektedir.”
Başyazının reçetesi şu ifadeye indirgenebilir: “Pentagon ayrıca modernize olmalı ve gelecekteki savaşlara hazırlanmalıdır.”
Gelecekteki savaşlar... New York Times, Pentagon’un “modernize olup hazırlanması” gereken, her şeyden önce Çin ve Rusya’ya sürekli emperyalist meydan okuma çerçevesini verili kabul ediyor. Söz konusu olan, yalnızca bu çerçevenin hangi yetkinlikle yönetildiğidir.
Demokratların Kongre’deki tepkisi de aynı çerçeve içinde işliyor. Senatör Chris Murphy anlaşmayı “esasen İran’a teslimiyet” olarak nitelendirdi. Temsilci Seth Moulton, onu “temelde Donald Trump’tan İran’ın dini liderine sunulan bir teslim belgesi” olarak adlandırdı. Senatör Jack Reed, Amerika Birleşik Devletleri’nin Obama döneminin nükleer anlaşması olan “JCPOA kapsamında sahip olduğumuzdan daha azını” elde ettiğinden yakındı. Demokratlar, savaş başlatıldığında onu desteklemişlerdi. Şimdi ise İran yok edilmeden bittiği için yakınıyorlar.
Savaşa büyük bir halk muhalefeti vardı ama bu muhalefet, resmi siyaset çerçevesi içinde kesinlikle hiçbir ifade bulamadı.
Savaşın bu aşamasının sona ermesi, savaşın sona ermesi anlamına gelmemektedir. Amerikan emperyalizmi, konumunu yeniden kazanmak için yeni savaşlara hazırlanacaktır. Obama döneminde yapılan 2015 JCPOA anlaşması, 2018’de Trump tarafından sona erdirildi ve böylece 2026 savaşına zemin hazırlandı. 2026 ateşkesi de bir sonraki savaşa zemin hazırlayacaktır.
Bununla birlikte, bozgunun en önemli sonuçları, Amerika Birleşik Devletleri içindeki sonuçlar olacaktır.
Savaş, kısmen, Amerikan kapitalizminin yapısal gerilemesini durdurma girişimiyle başlatılmıştı. Avrupa Merkez Bankası bu ay, altının avroyu geride bırakıp, dünyanın en büyük ikinci rezerv varlığı haline geldiğini bildirdi (bir yıl önceki yıla göre yüzde 20’den fazla artışla küresel rezervlerin yüzde 27’sini oluşturuyor). Federal borç, mart ayında 1946’dan bu yana ilk kez GSYİH’nin yüzde 100’ünü aştı. Savaştaki başarısızlık, doların gerilemesini hızlandırdı ve savaşın çözmesi beklenen yapısal krizi derinleştirdi.
Savaş, artan bir toplumsal çatışma ortamında başlatıldı. Savaşın başlamasından önceki haftalarda, 37 yaşındaki şair Renée Nicole Good ile 37 yaşındaki hemşire Alex Pretti’nin Minneapolis’te federal ajanlar tarafından öldürülmesinin ardından göçmen polisi ICE’a karşı kitlesel gösteriler yoğunlaştı. Trump yönetiminin savaşı başlatması, diğer şeylerin yanı sıra, bu yükselen muhalefeti vatansever savaş yanlısı duygular kanalına saptırma girişimiydi.
Toplumsal muhalefet şimdi daha da tırmanacak ve giderek işçi sınıfında merkezileşecektir. American Axle’daki oto yedek parça işçileri bu ay greve gitti. Demiryolu işçileri, et işleme tesisi işçileri, öğretmenler ve hemşireler iş bıraktı. Pazar günü anlaşma haberiyle Wall Street yükseldi ama yakıt ve gıda fiyatları savaş öncesi düzeylerinin çok üzerinde kalmaya devam ediyor. PCE (Kişisel Tüketim Harcamaları) enflasyonu, 2021’den bu yana en hızlı tempo olan yüzde 3,8’e ulaştı. Tüketici güveni, Büyük Durgunluk (2008) ya da pandemi dönemindekinden bile daha kötü bir oranla, tüm zamanların en düşük seviyesinde.
İşçiler, şirketler kâr ederken savaşın bedelini artan fiyatlar aracılığıyla üstlendiler. Ekonomik etki, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve uluslararası alanda önümüzdeki yıllar boyunca sınıf çatışmasını körükleyecektir. Savaşı çıkaran kriz, ona karşı küresel bir işçi hareketini de doğuruyor.
Trump yönetimi, derinleşen toplumsal muhalefete, daha önce sergilediği yöntemlerle karşılık verecektir: ICE baskınları, kitlesel gözaltılar, Ulusal Muhafızların ülke içinde protestolara karşı görevlendirilmesi, siyasi muhalefetin suçlu muamelesi görmesi ve otoriter devlet iktidarının pekiştirilmesi. İran’daki yenilgi, bu gidişatı yumuşatmak şöyle dursun, yoğunlaştıracaktır. Yurt dışındaki emperyalist saldırısının başarısızlığıyla yüzleşen Amerikan egemen sınıfı, yurt içinde işçi sınıfına karşı daha da acımasız saldıracaktır.
Görev; işçi sınıfının, uluslararası kapsamda, sosyalist bir programa sahip ve hedefleri konusunda bilinçli, bağımsız bir siyasi hareketinin inşa edilmesidir.
