Amerika Birleşik Devletleri ve İran, pazar günü, Trump yönetiminin 28 Şubat’ta başlatarak binlerce insanı öldürdüğü savaşı şimdilik askıya alan bir ateşkes anlaşmasını duyurdu. Başkan Donald Trump, Truth Social’da “İran İslam Cumhuriyeti ile Anlaşma artık tamamlandı,” diye yazarak İran’a uygulanan ABD deniz ablukasının kaldırılması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması talimatını verdi. “Dünyanın Gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol aksın!” diye yazdı.
Anlaşmanın koşulları açıklanmamış olsa da şu kadarı şimdiden açıktır: Trump yönetimi, savaşa girme gerekçesi olan hedeflerin hiçbirine ulaşamamıştır. İran hükümetini devirmeyi, nükleer programını yok etmeyi, ordusunun belini kırmayı ve Hürmüz Boğazı’nı ele geçirmeyi amaçlamıştı. Bunların hiçbirini başaramadı.
Trump bu başarısızlığa, hiçbir zaman İran hükümetini devirmeye çalışmadığını öne sürerek yanıt verdi. Pazar günü Wall Street Journal’a “Rejim değişikliğine gelince, rejim değişikliği hiçbir zaman umurumda olmadı,” dedi.
Gerçekteyse Trump yönetimi, yılın tamamını hükümeti devirmeye çalışarak geçirmişti. Daha en başta, İran içindeki protestoculara para ve silah sağladı. Trump nisan ayında “Protestoculara silah gönderdik, hem de bir sürü,” demişti.
Bu başarısız olunca, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail suikasta yöneldi. 28 Şubat’taki ilk saldırılar, askeri komuta kademesinin büyük bölümüyle birlikte İran Dini Lideri Ali Hamaney’i, Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Pakpur’u ve Savunma Bakanı Aziz Nasirzade’yi öldürdü. Hükümet çökmedi. Hamaney’in oğlu Mücteba onun yerine geçti ve pazar günkü anlaşmayı onaylayan, genç Hamaney’in ulusal güvenlik konseyi oldu.
Ardından, İran sağlık bakanlığının verilerine göre en az 3.468 kişiyi katleden bir bombardıman harekâtı ve 13 Nisan’da uygulamaya konan bir deniz ablukası geldi. Amerikan savaş uçakları, 20 binden fazla insana su sağlayan Sirik’teki su rezervlerini imha etti ve ablukayı aşmaya çalışan petrol tankerlerine ateş açarak bu hafta Settebello gemisindeki üç Hintli denizciyi öldürdü. İki ayın ardından abluka, İran’ı teslim olmaya zorlamayı başaramadı ve Hürmüz Boğazı, pazar gününe kadar Tahran’ın kararnamesiyle kapalı kaldı.
Amerikan emperyalizmiyle yapılan hiçbir anlaşma, üzerine yazıldığı kâğıt kadar bile değerli değildir. 2015’te Obama yönetimi, İran’ın zenginleştirme konusunda katı sınırlamaları ve müdahaleci denetimleri kabul ettiği, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşmayı imzalamıştı. İran anlaşma koşullarına uydu —Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu bunu rapor üstüne raporla teyit etti— ama Trump Mayıs 2018’de anlaşmayı yine de yırtıp atarak onu “berbat, tek taraflı bir anlaşma” olarak nitelendirdi. O anlaşmayı imzalayan Obama, pazar günü, “ortaya çıkacak herhangi bir anlaşmanın, en baştaki anlaşmadan... biz, Amerika Birleşik Devletleri, ondan çekilmeden önce sahip olduğumuz anlaşmadan önemli ölçüde farklı ya da önemli bir iyileşme olması kuşkulu,” dedi.
Bu durum geçen yıl da tekrarlanmıştı. Trump, İsrail ile İran arasındaki 12 Gün Savaşı’nı sona erdirmek için Haziran 2025’te “Eksiksiz ve Tam bir ATEŞKES” ilan etmişti. Bu ateşkes, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in onu bozarak şimdi durdurulmuş olan savaşı başlattığı 28 Şubat’a kadar sürdü.
Trump, pazar günü barışı ilan ederken bile savaşı yeniden başlatma tehdidinde bulundu. New York Times’ın haberine göre, bir telefon görüşmesinde, İran nihai bir nükleer anlaşmaya varmazsa “Tahran’a yönelik askeri saldırıları yeniden başlatacağını” ya da bunun yerine bölge gelirlerinin yüzde 20’si karşılığında Amerika Birleşik Devletleri’ni “Ortadoğu’nun koruyucusu” yapacağını söyledi.
Anlaşma, cuma günü Cenevre’de ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve İranlı yetkililerce imzalanacak 60 günlük bir ateşkes. İran’ın nükleer programının geleceği ve ABD yaptırımlarının kaldırılması bu 60 gün boyunca sürecek müzakerelere bırakılmış durumda ve metin yayımlanmadı.
Trump’ın anlaşmaya ilişkin iddialarının içi, savaşa dair söyledikleri kadar boştu. Hürmüz Boğazı’nın “kalıcı olarak geçiş ücretinden muaf” olacağıyla övündü ama mutabakat geçiş ücretlerini yalnızca 60 günlüğüne askıya alıyor. İran savaştan önce hiçbir geçiş ücreti almıyordu — anlaşma savaş öncesi statükoyu geri getiriyor. Trump, İran’ın nükleer maddelerinin denetiminin bekleyebileceğini söyledi: “Nükleer tozu daha sonra, içeri girip bunu yapmaya hazır olduğumuzda alacağız... acelesi yok.”
Anlaşma, İsrail’in paralel bir savaş yürüterek 3.700’den fazla insanı öldürdüğü Lübnan’ı da görünüşte kapsıyor. İlan edilmeden saatler önce İsrail, anlaşmayı neredeyse bozan bir saldırıyla Beyrut’un güney banliyölerini bombalayarak üç kişiyi öldürdü. Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “hiç sağduyu” göstermediğini söyledi ve tüm taraflara “geri çekilme” çağrısı yaptı. Görüşmelerin tarafı olmayan İsrail anlaşmayı onaylamadı ve siyasi yelpazenin her renginden İsrailli politikacılar anlaşmayı kınadı.
Demokratların, Trump’ın İran’la anlaşmaya yönelik adımlarına verdiği yanıt, onun ABD emperyalizminin çıkarlarını güvence altına almakta başarısız olduğu suçlaması etrafında şekillendi. Massachusetts’tan Demokrat Temsilci Seth Moulton, anlaşmanın ortaya çıkan şartlarını “esasen Donald Trump’tan İran’ın dini liderine sunulan bir teslim belgesi” olarak nitelendirdi.
Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise NBC’nin “Meet the Press” programında, savaşın ABD’yi daha kötü bir konuma soktuğundan yakındı: “Durum bizim için daha iyi değil. Daha kötü. Hatta İran şu anda daha güçlü.”
Şu uyarının yapılması gerekiyor: Amerikan emperyalizmi, son dört aydaki başarısızlıkları ve gerilemeleri ne olursa olsun, Ortadoğu’ya ve dünyaya askeri güçle egemen olma çabalarını daha da artıracaktır.
