Amerika Birleşik Devletleri şu anda COVID-19 pandemisinin yedinci yılına girmiş durumda ve ülke, Pandemi Azaltma Kolektifi’nin (PMC) 12. büyük dalga olarak tanımladığı süreçten geçiyor. Mevcut dönemi siyasi açıdan belirleyici kılan şey sadece bulaş seviyesi değil; aynı zamanda sürveyansın (izleme sistemlerinin) sistematik olarak geriletilmesi, halk sağlığı kurumlarına yönelik topyekûn saldırı ve kitlesel enfeksiyonun kasıtlı olarak normalleştirilmesidir. Tüm bu koşullar, halkın Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) web sitesinde yayınlanan resmi rakamlara güvenini haklı sebeplerle sarsmaktadır.
Bu bağlamda, Tulane Üniversitesi bünyesindeki PMC, halk sağlığı verilerindeki bu boşluğu doldurmak için devreye girdi. PMC’nin atık su izlemesine dayanan 22 Aralık 2025 tarihli ulusal bulaş ölçeği tahminine göre, ABD’de günde yaklaşık 732 bin kişi enfekte oluyor. Mevcut yıl içinde toplam enfeksiyon sayısı 232 milyona ulaştı. Aynı veri tablosu, herhangi bir günde her 67 kişiden birinin (nüfusun yüzde 1,5’i) aktif olarak bulaştırıcı olduğunu ve pandemi başlangıcından bu yana kişi başına düşen kümülatif enfeksiyon sayısının 4,86’ya ulaştığını tahmin ediyor; bu durum, “tekrar tekrar hastalığa yakalanma” şeklindeki resmi politikanın açık bir yansımasıdır.
Bu sadece soyut bir grafik değildir. PMC, yeni enfeksiyonların haftada 224 bin ile 890 bin arasında yeni Uzamış COVID vakası ürettiğini tahmin ediyor. Pandeminin ilk iki yılına kıyasla akut ölüm riski azalmış olsa da PMC, yeni enfeksiyonlar nedeniyle günde 220 ila 360, haftada ise 1.300 ila 2.200 “fazladan ölüm” gerçekleştiğini öngörüyor. Bunlar, beklenen temel verilerin üzerindeki ölümlerdir ve rutin hesaplamalarda genellikle “COVID ölümleri” olarak kaydedilmemektedir.
Aynı zamanda, PMC’nin yararlandığı atık su odaklı ısı haritası, ABD’deki izleme sisteminin ne kadar parçalı ve eksik hale geldiğinin altını çiziyor. Ülkenin geniş kesimleri “sınırlı veri” şeklinde işaretlenmiş durumda; haritanın kendisi ise verilerin “gecikmeli” olduğu ve durumun “görünenden daha kötü” olduğu konusunda uyarıda bulunuyor. Bu, halk sağlığına yönelik siyasi saldırının pratikteki bir dışavurumudur: Toplum, devam eden bir “kitlesel maluliyet” sürecine sürüklenmekte ve onu ölçen araçlar kasıtlı olarak köreltilmektedir.
Gözlemlenen ölümler ve atfedilebilir ölümler: Pandemi nasıl görünmez kılınıyor?
CDC’nin 4 Ocak - 13 Aralık 2025 dönemini kapsayan geçici ölüm verileri, 21.380 ölümde temel ölüm nedeni olarak COVID-19’u kodlamış durumda. Ancak PMC’nin 22 Aralık 2025 haftası için verdiği rakamlar baz alınarak yıllık bir tahmin yapıldığında, bu durum yıllık 67.600 ile 114.400 arasında COVID bağlantılı fazladan ölüme tekabül ediyor.
Peki, bu uçurum nasıl açıklanabilir? Yanıtlardan biri, CDC’nin influenza (grip), COVID ve zatürre kaynaklı yıllık gözlemlenen ölümleri tek bir kategoride toplamasında yatıyor. Bu, solunum yolu hastalıklarının etkilerinin net bir şekilde incelenmesini engelleyen tartışmalı bir veri birleştirme yöntemidir. 4 Ocak- 13 Aralık 2025 döneminde CDC, bu birleşik kategoride 196.283 ölüm bildirdi.
Bu rakamlar çelişkili değildir; aksine pandemiden ölümlerin gizlenme yöntemini ifşa etmektedir.
“Gözlemlenen COVID ölümleri” genellikle sadece COVID-19’un tek temel neden olarak belirtildiği ölüm belgelerini referans alır. Bu dar kategori teste erişim, doktorun teşhisi ve federal halk sağlığı acil durumunun sona ermesinden bu yana keskin bir şekilde kötüleşen kodlama uygulamalarına bağlıdır. Buna karşılık, birleşik “grip-COVID-zatürre” kategorisi, bu durumlardan herhangi birinin temel veya etki eden neden olarak ölüm belgesinde yer aldığı vakaları yakalar.
Bu birleşik kategorideki ölümlerin ezici çoğunluğu artık “zatürre” (pnömoni) olarak kodlanıyor. Zatürre, genellikle ölümcül viral hastalıkların son aşamasını temsil eden spesifik olmayan bir tanıdır. COVID-19 solunum yetmezliği, tromboz (pıhtılaşma), kalp krizleri, felç, böbrek yetmezliği ve bağışıklık düzensizliği riskini artıran çok organlı bir vasküler (damarsal) hastalıktır. Başlatıcı viral enfeksiyon belgelenmediğinde —belki de bunu yapmak siyasi olarak sakıncalı olduğu için— bu durum kayıtlardan kaybolur ve yerini zatürre, kalp hastalığı veya metabolik bozulma gibi ikincil tanılara bırakır.
Bu nedenle epidemiyologlar, “COVID kodlu ölümler” ile “COVID’e atfedilebilen ölümler” arasında ayrım yaparlar. İkincisi, SARS-CoV-2 temel neden olarak listelenmese bile, makul bir biçimde ölümcül zinciri başlattığı düşünülen ölümleri içerir. Avrupa’da EuroMOMO ve Birleşik Krallık Ulusal İstatistik Kurumu tarafından kullanılan “fazladan ölüm oranı analizi”, resmi COVID ölüm sayıları düşse bile, toplam ölümlerin pandemi öncesi seviyelerin çok üzerinde seyretmeye devam ettiğini tutarlı bir şekilde göstermektedir.
Başka bir deyişle, COVID öldürmeyi bırakmadı; sadece idari kararlarla kayıtlardan silindi.
Uzamış COVID ve süregelen hasarın yapısal mekanizmaları
SARS-CoV-2’nin ortaya çıkışından altı yıl sonra, pandeminin en ağır ve kalıcı boyutunu Uzamış COVID oluşturmaktadır. Uzamış COVID, normalleşme iddialarına rağmen dünya çapında süregelen hastalık, maluliyet ve fazladan ölüm oranlarının en net açıklamasını sunmaktadır.
Birincisi, Uzamış COVID küresel çapta devasa bir hastalık yükünü temsil etmektedir. Giderek artan sayıda yüksek etkili araştırma, tüm SARS-CoV-2 enfeksiyonlarının yaklaşık yüzde 6 ile yüzde 10’unun en az üç ay süren semptomlarla sonuçlandığını ve bu oranın ağır veya tekrarlayan enfeksiyonlardan sonra önemli ölçüde arttığını göstermektedir (Ballering ve ark., 2022; Davis ve ark., 2023; Global Burden of Disease Long COVID Collaborators, 2022). 33 ülkeyi kapsayan büyük bir çok uluslu çapraz kesitsel çalışma, tüm bölgelerde ve gelir düzeylerinde COVID sonrası semptomların devam ettiğini ortaya koydu. En sık bildirilen semptomlar arasında yorgunluk, bilişsel bozukluk, kalp-akciğer semptomları ve otonom işlev bozuklukları yer alıyordu (Amin-Chowdhury ve ark., 2025). Bu bulgular, dünya çapında yüz milyonlarca insanın artık Uzamış COVID ile yaşadığını ve bunun marjinal bir sendrom değil, toplum ölçeğinde kronik bir sağlık sorunu olduğunu kanıtlıyor.
Boylamsal kohort çalışmaları bu yükün ciddiyetini daha da vurgulamaktadır. Nature Medicine dergisinde yayınlanan ABD Gaziler Sağlık İdaresi’nin üç yıllık takip verileri, enfeksiyondan sonraki üçüncü yıla kadar devam eden, kardiyovasküler hastalıklar, pıhtılaşma olayları, nörolojik bozukluklar, böbrek hastalığı ve metabolik işlev bozukluğu dahil olmak üzere, ölüm ve çoklu sistem hastalığı riskinin sürdüğünü göstermektedir (Xie, Choi ve Al-Aly, 2024). Dikkate değer bir şekilde, risk birkaç yıl sonra bile başlangıç seviyesine dönmemiştir, bu da SARS-CoV-2’nin sağlık üzerindeki etkilerinin geçici değil, kalıcı ve kümülatif olduğunu doğrulamaktadır.
İkincisi, yeniden enfeksiyon, çocuklar ve ergenler de dahil olmak üzere Uzamış COVID riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Omicron döneminde RECOVER-EHR programının yaptığı analiz, yeniden enfeksiyonun ardından Uzamış COVID vakalarının yaklaşık iki katına çıktığını ve bu vakaların otonom işlev bozukluğu, yorgunluk sendromları, kardiyovasküler semptomlar ve nörobilişsel bozuklukları içerdiğini ortaya koymuştur (RECOVER Initiative, 2024). Bu bulgular, özellikle genç nüfuslarda tekrarlanan SARS-CoV-2 enfeksiyonlarının zararsız olduğu iddialarıyla doğrudan çelişmektedir.
Üçüncüsü, rutin sağlık verileri Uzamış COVID vakalarının yalnızca küçük bir kısmını içermekte, bu da yaygınlığın sistematik olarak olduğundan düşük tahmin edilmesine yol açmaktadır. Barselona İntegral Sağlık Konsorsiyumu tarafından 2025 yılında yapılan ve birinci basamak elektronik sağlık kayıtlarını kullanan nüfus tabanlı bir çalışma, başlangıçta her 1.000 kişiden 2,4’ünde Uzamış COVID tespit etmiştir. Yanlış teşhisler, gecikmiş başvurular ve tutarsız kodlama ile ilgili eksik tespitler düzeltildikten sonra, yaygınlık yüzde 25’ten fazla artmıştır ve net bir doz-yanıt ilişkisi görülmüştür: Yaygınlık, her ek enfeksiyonla birlikte istikrarlı bir şekilde yükselmiştir (Català ve ark., 2025). Buradaki kritik çıkarım kesin yüzde değil, sağlık sistemi verilerinin yapısal sınırlılığıdır; bu veriler vakaların yalnızca bir kısmını —özellikle kronik hasta olmalarına rağmen kısmen işlevsel kalmaya devam eden çalışma çağındaki yetişkinler arasında— tespit edebilmektedir.
Bu çalışmalar bir bütün olarak ele alındığında, Uzamış COVID’i, hiperendemik SARS-CoV-2 bulaşının kümülatif toplumsal hasara dönüştüğü temel mekanizma olarak belirlemektedir. Tekrarlayan enfeksiyon dalgaları bağlamında, her dalgalanma bir yandan yeni kronik hasta grupları oluştururken, diğer yandan halihazırda etkilenmiş olanların durumunu kötüleştirmektedir. Dolayısıyla Uzamış COVID, pandeminin sona ermediğini, aksine zayıflayan gözetim mekanizmalarıyla büyük ölçüde gizlenen, ancak sağlık sistemi üzerindeki baskı, iş gücü kaybı ve fazladan ölüm oranlarında giderek daha belirgin hale gelen, toplum düzeyinde bir morbidite (hastalık hali) dönemine girildiğini ortaya koymaktadır.
İnce ayrıntılı bir vaka incelemesi olarak Finlandiya
Finlandiya bu dinamiklere dair nadir ve ince ayrıntılı bir görünüm sunmaktadır; bunun nedeni biyolojik olarak benzersiz olması değil, hâlâ nispeten kapsamlı ulusal sağlık sicilini ve atık su takibini sürdürüyor olmasıdır.
Bu verilerin en erişilebilir sentezlerinin çoğu, asıl mesleği hisse senedi araştırma analistliği olan, @jukka235 kullanıcı adıyla ve Substack haber bülteninde (“Ilkka’nın Haber Bülteni”) bağımsız analizler yayınlayan Ilkka Rauvola tarafından üretilmiştir. Rauvola bir klinik uzmanı veya epidemiyolog değildir; katkısı, Finlandiya sağlık makamları tarafından yayınlanan kamu verilerine titiz bir zaman serisi analizi uygulamaktır.
Çalışmalarının merkezinde, Finlandiya Sağlık ve Refah Enstitüsü (THL) tarafından tutulan ulusal birinci basamak sağlık sicili Avohilmo yer almaktadır. Bu sicil, devletin sağlık sistemindeki teşhisleri ve başvuruları kaydetmekte; hastalık yükünün yaş grubu ve tıbbi teşhise göre boylamsal olarak izlenmesine olanak tanımaktadır. Hiçbir sicil kusursuz olmasa da Avohilmo’nun ulusal kapsamı ve sürekliliği, onu Amerika Birleşik Devletleri’nde şu an mevcut olan parçalı ve gecikmeli veri setlerinden çok daha bilgilendirici kılmaktadır.
Rauvola’nın analizleri, 2019’dan bu yana neredeyse her temel ICD-10 kategorisinde, hastalık teşhisi kaydedilen nüfus oranının arttığını göstermektedir. 2025 yılına gelindiğinde, 2019 seviyeleriyle karşılaştırıldığında Finlandiya’da şu artışlar görülmüştür:
- Zihinsel ve davranışsal bozukluklar referans değerin 1,73 katına çıktı.
- Kan ve bağışıklık sistemi hastalıkları 1,68 katına çıktı.
- Sinir sistemi hastalıkları 1,64 katına çıktı.
- Genitoüriner (üreme ve idrar yolları) hastalıkları 1,56 katına çıktı.
- Endokrin ve metabolik hastalıklar 1,48 katına çıktı.
- Tüm kategorilerdeki toplam hastalık yükü 1,35 katına çıktı.
2020 yılını baz alan yaşa göre ayrıştırılmış analizler, 2025 yılına kadar tüm yaş gruplarında artış olduğunu göstermektedir: 25-49 yaş grubunda referans değerin 1,39 katına, 50-74 yaş grubunda 1,47 katına, 85 yaş üstünde 1,61 katına ve bebeklerde 1,62 katına çıkış kaydedilmiştir.
Rauvola’nın yakın zamanda sosyal medya paylaşımında belirttiği gibi: “Aslında Finlandiya’da tüm hastalık ve yaş gruplarında hasta sayılarında üstel bir büyüme görüyoruz. Eğilim logaritmik ölçekte çarpıcı biçimde doğrusaldır ve 2020’den bu yana herhangi bir yavaşlama belirtisi yoktur. Hiçbir sağlık sistemi buna uzun süre dayanamaz. Bu sadece bir zaman meselesidir.”
Atık su analizleri özellikle aydınlatıcıdır. Finlandiya’daki SARS-CoV-2 atık su seviyeleri, acil durum ilanlarının veya yaygın testlerin yokluğuna rağmen, 2025 sonlarında 2022 başındaki ilk Omicron zirvesiyle karşılaştırılabilir büyüklüklere ulaşmıştır. Bu model, pandeminin mevcut hiperendemik aşamasını tanımlamaktadır: SARS-CoV-2, sürekli olarak yeni Uzamış COVID vakaları ve ikincil komplikasyonlar üreten tekrarlayan dalgalarla kesintiye uğrayan yüksek bir bazal dolaşım seviyesini korumaktadır. Amerika Birleşik Devletleri de aynı yapıyı sergilemektedir ancak görünürlük çok daha düşüktür.
Şunun belirtilmesi gerekir: Hiperendemik olmak, stabil veya zararsız demek değildir. Bu durum, sürekli yüksek bulaş ve tekrarlayan artışlar anlamına gelir ki bu da kronik hastalıkların istikrarlı bir şekilde birikmesini sağlar.
Sonuç: COVID pandemisi sınıfsal bir olaydır
COVID-19 pandemisinin başlamasından altı yıl sonra bulgular artık belirsiz değildir. SARS-CoV-2’nin yayılmaya devam etmesi, Uzamış COVID’in yaygın ortaya çıkışı, kronik hastalıkların ve fazladan ölümlerin istikrarlı birikimi, kitlesel enfeksiyonu ekonomiyi döndürmenin kabul edilebilir bir maliyeti olarak gören bir toplumsal düzeni ifşa etmektedir. Pandemi hiçbir zaman sadece tıbbi bir acil durum olmamıştır. İnsan hayatını kâra, piyasa istikrarına ve jeopolitik gündemlere tabi kılan kararlarla şekillenmiş sınıfsal bir olay olmuştur.
David North’un belirttiği gibi: “Pandemi, kapitalizmin halk sağlığının en temel gereklilikleriyle bağdaşmazlığını korkunç bir netlikle ortaya koymuştur.”
Bu bağdaşmazlık artık krizin mevcut aşamasını tanımlamaktadır. Milyonlarca kişi kronik olarak hasta kalmaya devam eder ve fazladan ölümler sürerken hükümetler gözetim sistemlerini kaldırmış, COVID ölümü tanımlarını daraltmış ve pandemi sonrası bir “normal” kurgusunu teşvik etmiştir. Bu bir bilgi eksikliği değil, siyasi irade eksikliğidir.
Hasarın toplumsal dağılımı bunu yadsınamaz kılmaktadır. COVID enfeksiyonları, ölümleri ve uzun süreli maluliyet durumları orantısız bir şekilde işçi sınıfının üzerine yıkılırken; zenginler uzaktan çalışma, özel sağlık hizmetleri ve hastalığa yakalanmaktan kaçınma imkanlarıyla kendilerini yalıtmışlardır. Yaşam beklentisindeki kayıplar, kardiyovasküler ve solunum yolu hastalıklarından kaynaklanan yüksek ölüm oranları ve Uzamış COVID yükü gelir, meslek ve bakıma erişimle yakından paralellik göstermiştir. Virüs önceden var olan eşitsizliği kullanmış, politikalar ise bunu derinleştirmiştir.
Halk sağlığı kurumlarının çöküşü bunun ışığında anlaşılmalıdır. Veri sistemlerinin aşınması, COVID kaynaklı ölümlerin zatürre ve kalp yetmezliği gibi nedenlere atfedilerek eksik sayılması ve önlemlerin terk edilmesi düzeltilmeyi bekleyen teknik hatalar değildir. Bunlar, kolektif refahı özel birikimin üzerinde tutuyormuş gibi görünmeye bile tenezzül etmeyen bir toplumsal sistemin dışavurumlarıdır. Finlandiya’da olduğu gibi verilerin güçlü kaldığı yerlerde, süregelen hasarın boyutu görünür hale gelmektedir. Verilerin olmadığı yerlerde ise bu durum sadece gizlenmektedir.
Pandeminin dersleri, kaçınılmaz bir şekilde, işçi sınıfının bağımsız bir yanıt vermesi gerektiğini göstermektedir. Halk sağlığının savunulması ve yeniden inşası —bakıma, temiz havaya, ücretli hastalık iznine evrensel erişim, şeffaf gözetim ve sürekli bilimsel yatırım— bağlılıklarını hayattan ziyade kâra adadıklarını çoktan kanıtlamış olan kurumlara emanet edilemez. Toplumun sosyalist bir temelde yeniden örgütlenmesi bir soyutlama değil, insanlığın sona ermemiş ancak siyasi olarak gizlenmiş bir pandemiyle yüzleşmesi için pratik bir zorunluluktur. Halk sağlığı mücadelesi, toplumsal eşitlik mücadelesinden ayrılamaz ve bu mücadele bilinçli ve uluslararası bir şekilde üstlenilmelidir.
30 Aralık 2025
